Arşiv Sayfası 2

Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!…

Sende geçebilirsin yardan,anadan ,serden..
Senin de destanını okuyalım ezberden…
Haberin yok gibidir taşıdığın değerden…
Elde sensin, dilde sen, gönüldesin baştasın…
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!…

Tarih 29 Mayıs 1453
İlber Ortaylı’nın bir sözü var diyor ki Ortaylı ‘İstanbul o kadar güzel o kadar güzel ki yıllardır onu çirkinleştirmek için kimler neler yaptıysa da o yine de çok güzel’ diyor. Biz genelde nimetin kıymetini elindeyken bilmeyenlerdeniz. Gözümüzü özgür bir İstanbul’da açıyor olmak bizi İstanbul’un ev sahibiymişizcesine rehavete sokuyor.
Halbuki bu şehir kimlerin rüyası olmamış zamanında kimlerin duası olmamış gözyaşlarıyla Kainatın kendisi için yaratıldığı o kutlu zat övmemiş miydi bu şehri. Bu şehir için savaş meydanları kurulmamış mıydı oysa. Önce İznik sonra Bursa ardından Eskişehir ve akabinde Edirne geçişlerinde varılmak istenen yer bu şehir değil miydi. 857 yıllık bir rüya değil miydi İstanbul. Ya o beni alır ya ben o nu dedirttten şehir.. . Aziz İstanbul..

Fatih’in duası İstanbul’du. İstanbul’un beklediği ise  Fatih.. Kavuştu iki sevgili

 Tarih 29 Mayıs 1453….

Yüzüne çarpmak gerek zamanenin fendini…
Göster: Kabaran sular nasıl yıkar bendini?
Küçük görme,hor görme, delikanlım kendini
Şu kırık abideyi yükseltecek taştasın;
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!…

Birleşik Kafkasya Derneği

Birleşik Kafkasya İstanbul Derneği Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti Işığında Kafkasya’nın Bugünü Konferansı ve Anma Etkinliği düzenledi.Sefer E. Berzeg ve Cem Kumuk’un kitap tanıtımları ve 1917- 1922 dönemi fotoğraf sergisi ile başlayan programın ilk bölümünde Oturum Başkanı Erol Karayel’in konuşması ardından Av. Sefer Berzeg’in Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’nin Oluşumu ve Yaşamasında Doğu Kafkasya Halklarının Yaptığı Çalışmalar konuşması dinlendi. Dr. Alexsander Toumarkıne (George Dumezil Fransız Anadolu Araştırma Enstitüsü) ve Prof. Dr. Ahmet Murtezaliyev (Dağıstan Devlet Üniversitesi) konuşmalar yaptılar. Birleşik Kafkasya Derneği’nin hazırladığı özellikle fotoğrafları ile etkileyici bir multivizyon gösterisinin ardından programın ilk bölümü sona erdi. İkinci bölümüneki konferansa  katılmasam da aynı günün gecesi devam eden programın gösteri kısmıda etkileyiciydi. GOP Kuzey Kafkas Kültür Derneği Folklor Ekibi Tıjın-Kam ve İTÜ Kuzey Kafkasya Halk Dansları Topluluğu gece de sahne alan gruplardı. Büyük bir katılım ve çoşkuyla izlenen programdan ayrılırken izleyen herkesin yüzünden memnuniyetleri okunuyordu. Eğlence ile bilgiyi harmanlamaya çalışan  ve bunun gibi bilinçli haraketlerle çerkezlik adına güzel işler yapmaya çalışan herkese teşekkürler…

İSTANBUL’DA SİNAN’DAN 100 HATIRA

Mimar Sinan’ın ölümünün 419. yıl dönümü geçtiğimiz hafta çeşitli etkinliklerle anıldı. Koca Sinan diyecek yakınlığı bulduğumuz bu büyük ustanın geride bıraktığı eserlerin üzerine edilebilecek çok söz olmadığı gibi eserlerinin üzerine de bir eser inşa etmek  bir o kadar  zor. Rahmetle andığımız bu ustanın ardından benim not düşmek istediğimse başka bir ayrıntı. 2010 yılı kültür başkenti adayı canım İstanbul’umuzda Koca Sinan’ın kaç eseri vardır sizce? İstanbul’daki 100 eser  tarihle bizi buluşturmanın sessiz ve sakince vazifesini yapıyor.

Osmanlı devleti sınırları içinde 400′ü aşkın eser bırakan Mimar Sinan’ın İstanbul’da 58′i özgünlüğünü koruyan toplam 100 eseri bulunuyor.
Sinan’ın İstanbul’daki eserleri arasında, “ilk Kaptan-ı Derya Barbaros Hayrettin Paşa için yapılan Beşiktaş’taki türbe, Üsküdar’daki Atik Valide Sultan Külliyesi, Sultanahmet Meydanı’ndaki İbrahim Paşa Sarayı (Türk İslam Eserleri Müzesi), Ayasofya minareleri” ilk akla gelen eserlerinden bazıları.

Kemerburgaz’daki Havzı Kebir (Başhavuz), Eyüp’teki Kovuk (eğri) Kemer ve Zal Mahmut Paşa Külliyesi, Ortaköy’deki Hüsrev Kethuda Hamamı, Haramidere’deki Kapı Ağası Köprüsü ve Fatih’teki Semiz Ali Paşa Medresesi de ünlü mimarın İstanbul’a bıraktığı eserlerinden birkaçı. . .
Arakiyeci Ahmed Çelebi (Meşeli) Mescidi Kocamustafapaşa-Fatih
Arpacıbaşı Mescidi Nişanca-Eyüp
Atik Valide (Nurbanu) Sultan Külliyesi Toptaşı-Üsküdar
Atik Valide Sultan Hamamı Üsküdar
Atmeydanı İbrahim Paşa Sarayı Sultanahmet-Eminönü
Ayasofya Minareleri (2 tane) Sultanahmet-Eminönü
Bali Paşa Camii  Hoca Üveyz-Fatih
Barbaros Hayrettin Paşa (Çinili) Hamamı Zeyrek-Fatih
Barbaros Hayrettin Paşa Türbesi Beşiktaş
Çavuşbaşı Camii  Sütlüce-Beyoğlu
Çivizadekızı Mescidi (Çavuş Camii) Davutpaşa-Fatih
Damat Ferhat Paşa Camii Çatalca
Davutağa Mescidi (Sarayağası Cami) Nişanca-Eyüp
Defterdar Mahmut Çelebi Mescidi Defterdar-Eyüp
Dere (Akarçeşme-Çömlekçiler) Hamamı Defterdar-Eyüp
Duhanizade Mescidi Kocamustafapaşa-Fatih
Düğmeci Paşa Mescidi (Düğmeciler Camisi) Düğmeciler-Eyüp
Evvelbent (Paşadere Kemeri) Kemerburgaz-Eyüp
Ferruh Kethuda (Balat) Camii Balat-Fatih
Gazi İskender Paşa Camii ve Türbesi Kanlıca-Beykoz
Güzelce Kasımpaşa Camii Kasımpaşa-Beyoğlu
Güzelce Kemer  Cebeciköy-Eyüp
Hacı Evhad Camii  Yedikule-Fatih
Hacı Hamza Mescidi Kocamustafapaşa-Fatih
Hacı Paşa Türbesi  Ahmet Çelebi-Üsküdar
Hadım İbrahim Paşa Camii ve Türbesi Silivrikapı-Fatih
Hadım İbrahim Paşa (Esekapı) Mescidi ve Medresesi Fatih
Hasan Çelebi Mescidi (Emin Bey Cami) Kasımpaşa-Beyoğlu
Haseki Hürrem Sultan (Ayasofya) Hamamı Sultanahmet-Eminönü
Haseki Hürrem Sultan Külliyesi Haseki-Fatih
Havzı Kebir (Büyük Havuz) Kağıthane-Şişli
Hürrem Çavuş Camii Mimar Sinan-Fatih
Hüsrev Çelebi (Ramazan Efendi) Camii Kocamustafapaşa-Fatih
Hüsrev Kethuda (Ortaköy) Hamamı Ortaköy-Beşiktaş
Hüsrev Kethuda Darülkurrası Vefa-Eminönü
Hüsrev Paşa Türbesi Hoca Üveyz-Fatih
Kapıağası (Haramidere) Köprüsü Haramidere-Beylikdüzü
Kapıağası (Mahmut Ağa) Camii Ahırkapı-Eminönü
Kapıağası Cafer Ağa (Soğukkuyu) Medresesi Sultanahmet-Eminönü
Kara Ahmet Paşa Külliyesi Topkapı-Fatih
Karagümrük Emir Ali Çelebi Mescidi Draman-Fatih
Kaysunizade Mescidi Halıcıoğlu-Beyoğlu
Kılıç Ali Paşa Külliyesi Tophane-Beyoğlu
Kiremitçi Ahmet Çelebi Mescidi Hasköy-Beyoğlu
Kovuk (Eğri) Kemer Kemeburgaz-Eyüp
Mağlova (Moğolağa) Kemeri Cebeciköy-Eyüp
Mehmet Ağa Camii, Türbesi ve Hamamı Çarşamba-Fatih
Memikethuda Mescidi Tophane-Beyoğlu
Merkez Efendi Hamamı Merkezefendi-Zeytinburnu
Mesih Mehmet Paşa Camii ve Türbesi Muhtesip İskender-Fatih
Mihrimah Sultan Külliyesi Edirnekapı-Fatih
Mihrimah Sultan Külliyesi Üsküdar
Mimarbaşı Sinan Ağa (Mimar Sinan) Mescidi Hoca Üveyz-Fatih
Molla Çelebi (Fındıklı) Camii Fındıklı-Beyoğlu
Muhyiddin Çelebi (Çukurcuma) Camii Çukurcuma-Beyoğlu
Nişancı Mehmet Bey Medresesi Altımermer-Fatih
Nişancı Mehmet Paşa Camii ve Türbesi Çarşamba-Fatih

Neydi yere düşen?

Cüzdanımızı açtığımızda aradan fırlayıp giden bir bozuk para mıydı? Yoksa eliniz de kalan yolda giderken atıştırdığınız bir lokma mıydı?

Neydi o gün  yere düşen, karanlığa düşen?
5 yaşındaki Dilara değil miydi? Dilara daha 5 yaşında değil miydi?

Hepimizin içinden neler geçti bu olayı duyduğunda içinde taşıdığı kalbinde merhamet taşıyan herkesin içi gitti, yandı,sızladı.
Hepimiz saydık, sövdük, kızdık… bir şeylerin söylemesi gerektiği gerçekliğini ispatlama telaşındaydık. ‘Bu kadarı olmaz dedik’ ‘Bu kadarı  sadece biz de olur dedik’.

Ama düşen ve annesinin elinden ölüme kayan 5 yaşındaki Dilara’ydı. Bir gün evvel varlığından haberdar olmadığımız Dilara’ydı kayan, düşen ve düştüğü çukurla ölüme giden…

Gözümüzü kapatıp o anı anlamaya çalıştığımızda içi daha çok acıyor insanın. 5 yaşında bir çocuğun annesinin elinden kayıp gitmesi, giderken nasıl baktığını hayal etmek bile çöküyor insanın içine.

Ardından Dilara’nın ‘ihmal’ dedi bazı ağızlar ‘sorumlular cezasız kalmaz’ denildi..Ve bunun gibi nice cümle… Ne bir söz ne bir özür telafisi yok artık. Geriye Dilara için hesap verecek vicdanlar kaldı.

Söylesem tesiri yok , sussam gönül razı değil…

Söylesem tesiri yok , sussam gönül razı değil… Zor yutkunulan boğaz düğümlerinde hepimizin hissettiği duyguyu söze çevirmiş Fuzuli
İçimize oturan nice gizli halin bir çığlığı gibi bu söz, çaresiz kabul edişlerimizde bir yandan da kıvrandığımızın resmi belki de…
Hayatımızın kaç safhasında yaşamışızdır bu sözü, kaç defa gözlerden bu söz için akmıştır yaşlar kim bilir?
Çok şey oldu hepimiz için, herkesin kendi sıkıntısıydı en büyük olan dert ve herkesin kendi sırrıydı en saklı olan. Ortak susuşların bir paydasıydı bu ifade ve biz onda ferahladık hep birlikte…
Kimi zaman sakladığımızı biz bile unuttuk, öylesine sırlaştı içimizdeki duygular. Sır oldu bir ismi yüksek sesle anmak bile bazen, büyüdükçe zorlaştı hayat ve sır saklamakta zorlaştı.
Zaman aşımına uğradıysa da nice hal,  o zamanda sözün tesiri azaldı.
Ve hepimiz bir rüzgar uğultusunda kaybettik itirafı…

Sevgileri yarınlara bıraktınız

Sevgileri yarınlara bıraktık.. sonra saygıları da, zamanla hatırları, hatırlanmaları, özlemleri, hasretleri…
Yarınlara bıraktık nice cümleyi, sustuğunuz nice cümlede bıraktık yüklemi ve özneyi…
bir bakış bile yeterken anlatmaya, kalbimizi saran duygular kalbimizde kaldı şair’in dediği gibi.

Sanki bir sabah uyandık ve bir baktık ki bizden bir şeyler gitmiş eve giren hırsızın alıp gittiğinde ki bir belirsizlik gibi bazı hisler bizi terk etmiş. eğer zorla alınmadılarsa  ki öyle olsa hissederdik acısını yokluğunun; o halde gerçekten o bizi terk etmiş… Bakalım yokluğumu ne zaman anlayacaklar dercesine geçip gitmiş nice hal..
Çünkü biz eskiden daha vefalıydık, daha hürmetkar, daha nazenindik daha kalender daha neşeli daha mahcup daha cesurduk…
Sonra bir başlangıç düdüğü çalındı hayatta hepimize… Çoğu zaman sonunu düşünmemize fırsat kalmadan hep koşturduk.. Olduğunda ise soluklanma anlarımız o zaman da sadece kendimizi düşündük..
Sıra gelmedi bir türlü nicedir göremediğimiz halamızı arayıp telefonda dahi hatır sormaya, yine fırsat kalmadı gözyaşlarımızı zamanında akıttığımız arkadaşımızın gidip bir çayını içmeye, ama gerçekten çok yoğunduk eve giderken annemize bir çiçek almak için ve sahiden telaşlıydık babamızın sohbetini dinlemek için….
Aynalara bakıp tüm bunlara gerçekten öyleydi diyebiliyorsak yapacak bir şey yok ancak eğer biraz olsun içimize dokunduysa bu sözler hala bir fırsat var , nefes alıyorsak…
 

Koca Sinan, suya hasret gitmekten üzülmedi

Ölümünün 418. yılı münasebetiyle meşhur Koca Sinan’dan bir ibretli örnek arz etmek istiyorum.Düşündüren olay şöyle ceyreyan eder;Sinan’ı huzuruna çağıranzamanın sultanı Kanuni:

-Mimar başı der,şehrin suyu gittikçe ihtiyacı karşılayamaz hale gelmekte ,dışarıdan su getirmek mümkün olmaz mı?
-Hünkarım, şehrin dışını gezip derelerden akan suları hesaplamam lazım…Böylece Çekmece’den başlayıp Belgrat ormanlarına oradan Beşiktaş’a kadar derelerden akan suların birleşmesini hesap eden Sinan çalışmalarından sonra durumu sultana anlatır.-Sultanım der, İstanbul’a dışarıdan su getirmek mümkündür, ancak altın dolu keseleri uç uca dizmek gerekir.Kanuninin gözlerinin içi güler:-Mimar başı der, şehre su getirmek mümkün olsun keseleri yan yana dizmeye dahi hazırım!Ve o günden sonra Sinan gece gündüz demeyip çalışmaya başlar. Nihayetİstanbullu suya kavuşur. Şehrin orta yerlerinde yapılan kırk çeşmeden suya kavuşan halk bayram sevinci yaşamaktadır.Ancak bu sırada bir kanun çıkarılır.Kimse mahalle çeşmelerinden evine yer altından özel su götürüpte halkı susuz bırakmayacaktır.Ancak şehri suya kavuşturan Koca Sinan bundan istisna…Sadece onun evine toprak altından götürülen yolla bir lüle su akıtılacaktır.Bu özel izin,şehri suya kavuşturan Sinan’a sultanın ihsanıdır.Aradan zaman geçer Kanuni gider,yerine oğlu ikinci Selim gelir.Oda gider yerine oğlu 3. Murat gelir.Ama Sinan yine hayatta hatta doksan dokuz yaşında ak sakallı bir dede halinde yaşamaktadır.Yaşlı mimar başını neredeyse tanıyacak kimse kalmamış halde.Bir gün geçmişin bu meşhur insanının Süleymaniye’deki evinin kapısı çalınır.Koca Sinan kapıyı açar bir davetiye ile karşılaşır:Topkapı Saray’ındaKurulu divanda bir duruşmaya çağrılır. Yaşlı Sinan bastonuna dayanarak “Allah hayretsin”der,divana gider.Bir heyet toplanmış,İstanbul’un artık yetmez hale gelen sularının kaçakları araştırılmaktadır.-Sinan ağa derler,evinde kaçak olarak bir lüle bulunduğu ihbar edilmiştir.Gerçekten de senin evinde kaçak su var mıdır?-Evet,der benim evimde bir lüle su akıyor. Vaktiyle şehre getirdiğim su hizmetinin hatırı için cihan padişahı bana bir lüle su ihsan eylemişti.-Öyle ise fermanı görelim derler.Sinan ağa “Cihan padişahından ferman istemeye haya etmiştim zira onun sözü fermandı…”Bunun üzerine divan karışır.Böyle bir durumda nasıl karar vereceklerini şaşırırlar.Ve Sinan ağaya şimdiye kadar kullndığı su nedeniyle ceza vermemeye ancak bundan sonrada suyu kullanmayacağına dair karar alırlar.suyu keserler..

Aradan çok geçmez. Tarih 8 nisan 1588.İstanbul’u suya kavuşturan Koca Sinan ,süleymaniyedeki evinde son nefesini vermek üzere uzandığı yatağında kuruyan dudaklarına ıslak bir bez parçası sürebilmek için evin köşesindeknde aktığı sanılan lüleye koşarlar.ama heyhat,lüleden bir damla olsun su akmamaktadır.Feryadı basan yakınlarına Sinan ağanın ikazı çok nettir.-Biz hizmetimizi Allah için yaptık.Karşılığını da Allahtan bekleriz.Mühim olan Allahın vereceği karşılıktır.Sakın kullarının karşılığı olan suyun kesilmesinden üzülmeyesiniz!…

Sadece kendi yaşadığı dönemin değil bütün zamanların muhteşem mimarıMimar Sinan, bize kıyamete kadar yaşayacak mabetler bırakarak 8 Nisan 1588 tarihinde vefat etmiştir..

Mevlânâ’nın sözünün çevirisinde yanlışlık

Konya’daki Mevlana Kültür Merkezi’nde ünlü düşünürün ‘Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol’sözünün Japonca çevirisinin yanlış yazıldığı 2 yıl sonra ortaya çıktı.
 
Konya’daki Mevlana Kültür Merkezi’nde ünlü düşünürün ‘Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol’sözünün Japonca çevirisinin yanlış yazıldığı 2 yıl sonra ortaya çıktı.

Büyükşehir Belediyesi, hatanın kendilerinden kaynaklanmadığını, bölge düzenlemesini yapan yapımcı firmanın sorumlu olduğunu belirtirken, firma yetkilileri ise çevirinin Türkiye’nin Tokyo Büyükelçiliği’nce yapıldığını iddia etti.

‘Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol’ sözünün bir Japon turist rehberinin dikkatiyle tesadüfen ortaya çıkan saçma sapan çevirisi ise şöyle:

“Var olan şeyi O’nun gibi olduğu ile aynı zamanda, ayrıca olması için olduğu gibi olan şeyi, öyle olunuz.”

İyi olsun yeter

Hepimizin hayatında vardır ondan bir tane illaki… Hepsinin adı, yaşı farklıdır ama en az bir tane vardır…

Hani dersiniz içinizden –iyi olsun yeter!-Kıyamazsınız aslında istemesiniz ona bir şey olsun ama dersiniz peşi sıra sadece iyi olsun. Bu kimi zaman gerçekten uzak kalma isteğinin bir ifadesi olsa da; kimi zaman unutulmuş bir insanın avuntu sözü gibi de olabilir…

İşte bahsettiğim bu aslında hepimizin hayatında –iyi olsun yeter- dediğimiz biri ya da birileri

var şüphesiz.Üstünü çizdiğim cümlelerime benzetiyorum ben ilk grubun üyelerini, yani uzakta da olsa iyi olsun diyenlerin olduğu grubu…

 Hatta son vapur kalkışlarına bilerek geç kalışlarımız gibi onlar,çalar saatimizi kapatıp işe geç kalışlarımız suçu da saate atışlarımız gibi..Uzak durmak gerçeğiyle karşılaştığımızda çok uzaklarda olduğumuz kişiler vardır hayatımızda ,yokluğunda severiz onları…Uzak ve yakın kadar uzak olmak isteriz onlarla sen ve ben kadar yakınmış gibi de görünmek isteriz aynı zaman da…

 Ama ya diğerleri ….İşte olayı  farkı açılardan da ele alınca durum değişiyor elbet.Tüm ilginize ,endişenize,merakınıza son derece duyarsız olan ama eleştirmek şöyle dursun ima ile bile söz söyletmeye kıyamadığımız kişilerde vardır hayatımızda .İşte onlara da bu sözü yakıştırı veririz hemen  -iyi olsun yeter-

Her kelimeye ayrı bir hikaye katabilen biz hemen koşarız kelimelerin geniş sığınağına…

İYİ OLSUN YETER…

Büyük Ödül Karakoç’un

Kültür ve Turizm Bakanlığınca her yıl verilen Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’nün bu yılki sahibi büyük şair ve düşün adamı Sezai Karakoç oldu.Anlamaya çalıştım önce anlamak kavramını yanlış öğrendiğimi kanıtlarcasına anlamaya çalıştım.

Ama hep anlamayı ezberle eş tuttular ki olmadı. Tek ve hislerimce gerçek seçeneğim vardı onu okumaya devam etmek. Öyle yaptım yılmadım, okudum Karakoç’u.

Yeniden başlamak yazma sanatına

Kat kat olup açılmak gök katına…

İkinci yeni denilen dönemle girdi onun şiirleri edebi dünyanın içine..Bu akımın içinde ve önündeydi.Onu öne çıkaran ve aslında farklı kılan gerçek anlamda da hepsinden farklı olması farklı bakıp farklı baktırmasıydı…

Önceleri anlaşılmadı hiç kimse anlamaya çalışmadı kasıtlı bir görmezden gelme başladı sonra ve kızmak farklı olduğu için.

Ama hiçbir tavır gerçek şiiri isteyenleri ondan ve diriliş sevdasından uzak tutmadı,tutamadı.Onunda gönlü zaten gerçek yoldaşlarıylaydı, şiir arkadaşlarıylaydı.

Şimdi yıllar sonra gelen bir mahcubiyet edasıyla şair’e ödülü verilecek.

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »