Şubat, 2007 için arşiv

Söylesem tesiri yok , sussam gönül razı değil…

Söylesem tesiri yok , sussam gönül razı değil… Zor yutkunulan boğaz düğümlerinde hepimizin hissettiği duyguyu söze çevirmiş Fuzuli
İçimize oturan nice gizli halin bir çığlığı gibi bu söz, çaresiz kabul edişlerimizde bir yandan da kıvrandığımızın resmi belki de…
Hayatımızın kaç safhasında yaşamışızdır bu sözü, kaç defa gözlerden bu söz için akmıştır yaşlar kim bilir?
Çok şey oldu hepimiz için, herkesin kendi sıkıntısıydı en büyük olan dert ve herkesin kendi sırrıydı en saklı olan. Ortak susuşların bir paydasıydı bu ifade ve biz onda ferahladık hep birlikte…
Kimi zaman sakladığımızı biz bile unuttuk, öylesine sırlaştı içimizdeki duygular. Sır oldu bir ismi yüksek sesle anmak bile bazen, büyüdükçe zorlaştı hayat ve sır saklamakta zorlaştı.
Zaman aşımına uğradıysa da nice hal,  o zamanda sözün tesiri azaldı.
Ve hepimiz bir rüzgar uğultusunda kaybettik itirafı…

Sevgileri yarınlara bıraktınız

Sevgileri yarınlara bıraktık.. sonra saygıları da, zamanla hatırları, hatırlanmaları, özlemleri, hasretleri…
Yarınlara bıraktık nice cümleyi, sustuğunuz nice cümlede bıraktık yüklemi ve özneyi…
bir bakış bile yeterken anlatmaya, kalbimizi saran duygular kalbimizde kaldı şair’in dediği gibi.

Sanki bir sabah uyandık ve bir baktık ki bizden bir şeyler gitmiş eve giren hırsızın alıp gittiğinde ki bir belirsizlik gibi bazı hisler bizi terk etmiş. eğer zorla alınmadılarsa  ki öyle olsa hissederdik acısını yokluğunun; o halde gerçekten o bizi terk etmiş… Bakalım yokluğumu ne zaman anlayacaklar dercesine geçip gitmiş nice hal..
Çünkü biz eskiden daha vefalıydık, daha hürmetkar, daha nazenindik daha kalender daha neşeli daha mahcup daha cesurduk…
Sonra bir başlangıç düdüğü çalındı hayatta hepimize… Çoğu zaman sonunu düşünmemize fırsat kalmadan hep koşturduk.. Olduğunda ise soluklanma anlarımız o zaman da sadece kendimizi düşündük..
Sıra gelmedi bir türlü nicedir göremediğimiz halamızı arayıp telefonda dahi hatır sormaya, yine fırsat kalmadı gözyaşlarımızı zamanında akıttığımız arkadaşımızın gidip bir çayını içmeye, ama gerçekten çok yoğunduk eve giderken annemize bir çiçek almak için ve sahiden telaşlıydık babamızın sohbetini dinlemek için….
Aynalara bakıp tüm bunlara gerçekten öyleydi diyebiliyorsak yapacak bir şey yok ancak eğer biraz olsun içimize dokunduysa bu sözler hala bir fırsat var , nefes alıyorsak…
 

Koca Sinan, suya hasret gitmekten üzülmedi

Ölümünün 418. yılı münasebetiyle meşhur Koca Sinan’dan bir ibretli örnek arz etmek istiyorum.Düşündüren olay şöyle ceyreyan eder;Sinan’ı huzuruna çağıranzamanın sultanı Kanuni:

-Mimar başı der,şehrin suyu gittikçe ihtiyacı karşılayamaz hale gelmekte ,dışarıdan su getirmek mümkün olmaz mı?
-Hünkarım, şehrin dışını gezip derelerden akan suları hesaplamam lazım…Böylece Çekmece’den başlayıp Belgrat ormanlarına oradan Beşiktaş’a kadar derelerden akan suların birleşmesini hesap eden Sinan çalışmalarından sonra durumu sultana anlatır.-Sultanım der, İstanbul’a dışarıdan su getirmek mümkündür, ancak altın dolu keseleri uç uca dizmek gerekir.Kanuninin gözlerinin içi güler:-Mimar başı der, şehre su getirmek mümkün olsun keseleri yan yana dizmeye dahi hazırım!Ve o günden sonra Sinan gece gündüz demeyip çalışmaya başlar. Nihayetİstanbullu suya kavuşur. Şehrin orta yerlerinde yapılan kırk çeşmeden suya kavuşan halk bayram sevinci yaşamaktadır.Ancak bu sırada bir kanun çıkarılır.Kimse mahalle çeşmelerinden evine yer altından özel su götürüpte halkı susuz bırakmayacaktır.Ancak şehri suya kavuşturan Koca Sinan bundan istisna…Sadece onun evine toprak altından götürülen yolla bir lüle su akıtılacaktır.Bu özel izin,şehri suya kavuşturan Sinan’a sultanın ihsanıdır.Aradan zaman geçer Kanuni gider,yerine oğlu ikinci Selim gelir.Oda gider yerine oğlu 3. Murat gelir.Ama Sinan yine hayatta hatta doksan dokuz yaşında ak sakallı bir dede halinde yaşamaktadır.Yaşlı mimar başını neredeyse tanıyacak kimse kalmamış halde.Bir gün geçmişin bu meşhur insanının Süleymaniye’deki evinin kapısı çalınır.Koca Sinan kapıyı açar bir davetiye ile karşılaşır:Topkapı Saray’ındaKurulu divanda bir duruşmaya çağrılır. Yaşlı Sinan bastonuna dayanarak “Allah hayretsin”der,divana gider.Bir heyet toplanmış,İstanbul’un artık yetmez hale gelen sularının kaçakları araştırılmaktadır.-Sinan ağa derler,evinde kaçak olarak bir lüle bulunduğu ihbar edilmiştir.Gerçekten de senin evinde kaçak su var mıdır?-Evet,der benim evimde bir lüle su akıyor. Vaktiyle şehre getirdiğim su hizmetinin hatırı için cihan padişahı bana bir lüle su ihsan eylemişti.-Öyle ise fermanı görelim derler.Sinan ağa “Cihan padişahından ferman istemeye haya etmiştim zira onun sözü fermandı…”Bunun üzerine divan karışır.Böyle bir durumda nasıl karar vereceklerini şaşırırlar.Ve Sinan ağaya şimdiye kadar kullndığı su nedeniyle ceza vermemeye ancak bundan sonrada suyu kullanmayacağına dair karar alırlar.suyu keserler..

Aradan çok geçmez. Tarih 8 nisan 1588.İstanbul’u suya kavuşturan Koca Sinan ,süleymaniyedeki evinde son nefesini vermek üzere uzandığı yatağında kuruyan dudaklarına ıslak bir bez parçası sürebilmek için evin köşesindeknde aktığı sanılan lüleye koşarlar.ama heyhat,lüleden bir damla olsun su akmamaktadır.Feryadı basan yakınlarına Sinan ağanın ikazı çok nettir.-Biz hizmetimizi Allah için yaptık.Karşılığını da Allahtan bekleriz.Mühim olan Allahın vereceği karşılıktır.Sakın kullarının karşılığı olan suyun kesilmesinden üzülmeyesiniz!…

Sadece kendi yaşadığı dönemin değil bütün zamanların muhteşem mimarıMimar Sinan, bize kıyamete kadar yaşayacak mabetler bırakarak 8 Nisan 1588 tarihinde vefat etmiştir..

Mevlânâ’nın sözünün çevirisinde yanlışlık

Konya’daki Mevlana Kültür Merkezi’nde ünlü düşünürün ‘Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol’sözünün Japonca çevirisinin yanlış yazıldığı 2 yıl sonra ortaya çıktı.
 
Konya’daki Mevlana Kültür Merkezi’nde ünlü düşünürün ‘Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol’sözünün Japonca çevirisinin yanlış yazıldığı 2 yıl sonra ortaya çıktı.

Büyükşehir Belediyesi, hatanın kendilerinden kaynaklanmadığını, bölge düzenlemesini yapan yapımcı firmanın sorumlu olduğunu belirtirken, firma yetkilileri ise çevirinin Türkiye’nin Tokyo Büyükelçiliği’nce yapıldığını iddia etti.

‘Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol’ sözünün bir Japon turist rehberinin dikkatiyle tesadüfen ortaya çıkan saçma sapan çevirisi ise şöyle:

“Var olan şeyi O’nun gibi olduğu ile aynı zamanda, ayrıca olması için olduğu gibi olan şeyi, öyle olunuz.”