Nurşen Şentürk

TUNCELİ’YE GİTMEK BU KADAR ZOR MU?

Posted by: nursensenturk on: 5 Kasım, 2009

CUMHURBASKANI GUL TUNCELI'DETürkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 19 yıl aradan sonra bir ilki gerçekleştiriyor. Cumhurbaşkanı Gül, Tunceli’ye gidiyor… 19 YIL SONRA gerçekleşen diye başlayan her cümle merak edilir ne oldu acaba diye? ama o kadar normal ve gerekli bişey ki Cumhurbaşkanımızın yaptığı bu güzel ziyaret … Gül bugün orada yağmur altında bile yüzlerce kişi sevgiyle karşıladı onu…Peki Türkiye’nin bir ili olan Tunceli’ye gitmek bu kadar zor mu?

not:

 Abdullah Gül-Görev süresi-28 Ağustos 2007-….

 Ahmet Necdet Sezer-Görev Süresi: 16 Mayıs 2000 – 28 Ağustos 2007

Süleyman Demirel-Görev Süresi: 16 Mayıs 1993 – 16 Mayıs 2000

Domuz gribine eşsiz yorum: Kendime güveniyorum

Posted by: nursensenturk on: 4 Kasım, 2009

domuz gribi onlemleri

Türkiye’de domuz gribi hastalığı nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı bugün itibariyle 15′e yükseldi. Salgın nedeniyle dünyanın farklı ülkelerinde de çok sayıda insan hayatını kaybederken hastalığın yayılma hızı da gittikçe artıyor. Canım Türkiye’mde de hastalık ve paniği zamanla büyüyor. Domuz gribi önlemi olarak getirtiren aşılar sağlık çalışanlarına yapılmaya başlanırken ilerleyen günlerde aşıların yapıldığı kişi sayısı artacak. Sokaklarda yeni yeni başlayan önlemler ise dikkat çekiyor. Alışveriş merkezlerinde maskeli insanlar görmeye başladık bile… Sıvı jeller sıkılıyor ellere sonra eskisi kadar sarılıp öpmüyor kimse birbirini ulu orta öksürüp tıksıranlarda daha dikkatli şu sıra… Televizyon kanalları da daha uzun içerikler ayırıyor bu konuya. Özel yayınlar yapılıyor uzman konuklar kapışılıyor. Kimi diyor korkulacak bişey yok kimi diyor daha salgın yeni başlıyor kafalar karışık sinirler bozuk bu sıralar… Ev sohbetlerinde bile bu konu gündem. Kadınlar kendi aralarında düzenledikleri günlerinde komplo senaryoları tartışıyor. Her sene bir hastalık icad ediyorlar diye düşünüyor çoğu… Geçtiğimiz günlerde bir canlı yayında muhabir bir Pazar yerinde geziyor. Soruyor vatandaşa önlem almayı düşünüyor musunuz diye? Sorduğu ilk kişi tam da özel bir risk grubunda bulunan özelliklere sahip biri. Bayan hamile. Muhabirde tam adamını buldum dercesine soruyor –domuz giribi için bir önlem alıyor musunuz hamilesiniz de? Cevap insanı cidden sinir edecek cinsten. “8.5 aylık hamileyim 2 gün sonra doğumum olcak önlem almıyorum” diyor. Önlem almaması bir yana 2 gün sonra doğum yapacaksan pazarda ne geziyorsun diyorum izlerken muhabirde daha aklı başında bir vatandaş aramaya başıyor. –Pardon hanfendi siz domuz gribi için ne tür önlem alıyorsunuz? Tarifsiz bir gurur, zafer kazanmış bir komutan edasıyla cevap veriyor karşındaki –ben kendime güveniyorum- diye… Ekrana bakakalıyoruz olaya şahit arkadaşlarla ‘nasıl yani’ diyoruz. Abla kendini çarkıfelek ya da kim 500 milyar ister de falan mı sanıyor acaba? Kendime güveniyorum diyor… Kısa bir özet belki de toplumumuzun hastalıklara, afetlere, olaylara bakışını anlatan. Bize bi şey olmaz mantığımız ne zaman son bulacak bilmiyorum panikten delirmeye de gerek yok ama tedbir denen bişey var!

NEFES UYURSAN ÖLÜRSÜN

Posted by: nursensenturk on: 3 Kasım, 2009

NEFESSAylar evvel dönmeye başlayan fragmanı akıllara kazınan birkaç sahnesi ile gündeme de yakınlığı ile Nefes filmi vizyona girmeden girdikten sonra çok dikkat çekti.

Her oyunu, filmi, konseri önyargıları bi kenarda bırakıp izlemeliyken bunu da es geçmedim. Nefes’e önyargısız gitmeye çalıştım. Film konusu vermek istediği mesajları açısından tartışılabilir. Ancak ben filmin büyük bir emek ürünü olduğunu çok içten hissetim. Çekimler sahneler günlerce aylarca beklenmişliğin yansımalarıydı. Nefes ‘Uyusan Ölürsün’ sahnesi Mete Yüzbaşı’nın o konuşmadı filmin en heyecanlı sahnelerinden fragmanda havada kalan o konuşma filmin içersinde neden o kadar sert olduğunu çok iyi anlatıyor o durumda askerlere sakin davranacak birinin olduğunu sanmıyorum. Askerlikten çok erlerin ruh hallerinin anlatıldığı filmin yine bence en iyi sahnesi askerlerin aileleri ile konuştukları telefon sahnesi. Görüntülerin etkileyici olduğu filmde Mete Yüzbaşı bir konuşmasında ‘nefes’i anlatıyor. Nefes alıyorsanız devam ediyordur her şey bi fırsat vardır nefes hayatta olmanın en ‘hayati’ belirtisi. Nefesiniz kesildiğinde artık her şey bitmiş olur. Bunu hayatın her anında düşünmek gerek… nefes aldıkça fırsat var amaç var hedef var umut var bunu unutmamalıyız… Ve yine başa dönersek NEFES başarılı bir film mutlaka görülmeli

Hakan Albayrak: Yaparken değil izlerken mi travma!

Posted by: nursensenturk on: 21 Ekim, 2009

hakan

TRT’de yayımlanan Ayrılık dizisinin siyasi danışmanlığında imzası olan Yeni Şafak Gazetesi Yazarı Hakan Albayrak, “İsrail rahatsızlığını beyan etmiş. TRT’de, Fransa’nın Cezayir’deki vahşeti ile ilgili bir film gösterildiğinde Fransız bakan Türk elçisini makamına çağırmıyor ya da Nazilerle ilgili bir film gösterildiğinde Almanlar ayağa kalkmıyor. İsrail de artık kendi mezalimi ile ilgili filmlerin gösterilmesine alışmalı” dedi. Albayrak, “İsrail’in bu film yüzünden travmaya girdiğini söylüyorlar. Yaparken travmaya girmiyorlar da bakarken mi travmaya giriyorlar” şeklinde konuştu. Hakan Albayrak ayrıca, “Antisemitizm gibi asılsız bir suçlamada bulunmuşlar. Yani bir filmde Fransızların Cezayirlilere yaptıklarını gösterdiğinizde Fransa ırkına düşmanlık mı etmiş olunuyor. Ya da TRT’de Bosna’daki soykırımı anlatan, Sırpların Boşnaklara reva gördüğü zulmü anlatan bir film gösterildiğinde Sırp ırkına düşmanlık mı etmiş oluyor. Eğer İsrail böyle şeyler görmekten rahatsız oluyorsa o zaman böyle şeyler yapmaktan vazgeçecek” dedi.

Önemli toplantılara ‘galoş’la mı girilsin??

Posted by: nursensenturk on: 1 Ekim, 2009

galoss

 

2008 yılında Irak’ta yaşanan bir protesto tarihin unutulmaz kareleri olarak herkesin zihnine yerleşti. Irak ziyaretini gerçekleştiren dönemin ABD Devlet Başkanı George. W. Bush’a Irak Başbakanı Nuri El Maliki ile birlikte gerçekleştirdiği basın toplantısı sırasında Iraklı gazeteci Muntazır Zeydi tarafından ayakkabı fırlatıldı. Tüm dünyada özellikle ‘Bush’ta şok etkisi yaratan bu protesto Zeydi’nin aylarca hapiste kalmasına malolsa da Zeydi bu protestosu ile bir kahraman ilan edildi.  Zeydi’nin bu protestosunun etkisinden bir şey kaybetmediğini bugün yaşanan olayla bir kez daha görmüş olduk. IMF Başkanı Dominique Strauss-Kahn İstanbul’daki bir etkinlikte yaptığı konuşma sırasında Zeydi gibi gazeteci olan aynı zamanda üniversitesi öğrencisi tarafından aynı protestoya maruz kaldı. IMF Başkanı’nı protesto eden gençler Başkan’nın şikayetçi olmaması üzerine serbest bırakıldı. İdari para cezasına çarptırılan gençler de Zeydi gibi büyük ilgi topladı. Yapılan protesto şeklinin ‘taklit’ olduğu için eleştirenler olduğu gibi ‘bravo’ diyenler de var. Benim ise düşündüğüm hatta teklif ettiğim bişey var. Madem ayakkabı fırlatmak artık klasik bir protesto şekli olmak üzere o zaman ‘mühim’ toplantılara katılanları içeri nasıl olmak lazım. Sanırım galoşlarla girmek şimdilik bir önlem olabilir.

İstanbul’un Fethi film oluyor

Posted by: nursensenturk on: 30 Ağustos, 2009

 

İstanbul’un Fethi ve Fatih Sultan Mehmed’i anlatacak Fetih 1453 filmi için hazırlıklara başlayan yapımcı Faruk Aksoy film için birçok kaynaktan araştırma yapmış. Fetih hakkında az bilgiye sahip olmamızdan yakınan Aksoy, “Meğer bizim için son derece önemli olan fetih konusunda hepimiz cahilmişiz” diyor

***

Fatih Sultan Mehmed’i ve İstanbul’un fethini anlatan Fetih 1453 filmi projesi nasıl ortaya çıktı?

İstanbul’un fethini çekmek aslında herkesin hayalinde olan bir projedir. İstanbul’un fethi ve Fatih Sultan Mehmet en çok filmi yapılmayı hak eden olay ve kişidir. Bir de bugüne dek bu konuyu kimse ele almak istemedi. Madem böyle bir açık var ve anlatılması gereken çok konu var bu filmi neden biz çekmeyelim dedik ve çalışmalara başladık.

Film sadece Fatih’in hayatını mı konu alacak?

Biz sadece Fatih Sultan Mehmet’in biyografisi olarak anlatmıyoruz hikâyeyi. Filmde 1451 yılı ile 1453 Mayıs’ı arasındaki ikinci kez tahta çıktıktan sonra Fatih’in İstanbul’un fethi ile ilgili yaptığı bütün planlarını ele alıyoruz. Bütün diplomatik, stratejik operasyonlarını ve askeri operasyonları anlatılacak.

Fetih filmi herkesin heyecanla ve hasretle beklediği bir konuyu ele alıyor bu size neler hissettiriyor?

Türkiye’de yaşayan bir Türk vatandaşı olan film yapıcısının bundan daha büyük düşü olamaz herhalde. Yapımcılık serüvenimin en büyük düşlerinden birisiydi. Dünya çapında isimlerle çalışıyoruz.

Film ne zaman beyaz perdede olacak?

2010′nun Ekim ayında bu muhteşem proje sinemalarda olacak. Film çekimlerine de 7 Eylül’de başlayacağız.

Bir ilke imza atmak sizi nasıl etkiliyor? Çalışmalarınızı olumlu-olumsuz etkiliyor mu bu his?

Bir ilki başarma gibi bir duyguya kapılmıyorum, büyük ölçüde Fatih Sultan Mehmet ve Fetih’i anlatmanın heyecanını yaşıyorum. Biz başka ilkler de yaptık. Bunları bazıları çok sevdi, bazıları çok eleştirdi ama Recep İvedik filmleri 15-20 yıl sonra yeniden karakter komedisinin Türkiye’de keşfidir. Çılgın Dersane okul filmlerinin yeniden gündeme getirilmesidir. Fetih 1453 ise çok farklı bir kapı açacak.

‘Kendimizle gurur duymayı öğreneceğiz’ diye bir sözünüz var. Yeni nesle tarihi olayları araştırmayı filminizle mi öğretmek istiyorsunuz?

Ben Cumhuriyet’in kazanımlarından memnunum. Ancak beni çok rahatsız eden bir şey var. Bu Türkiye Cumhuriyeti Devleti 85 yıllık bir devlet olabilir. Peki bizim bundan önce kurduğumuz devletler ne olacak? Bir tek Osmanlı’yı da kastetmiyorum. Öyle bir geçmişten geliyoruz ki dünya tarihini değiştiren ecdadın torunlarıyız. O yüzden bizden bir şey olmaz hali Türk insanın aşağılık kompleksi, geçmişinin bu 85 yıla indirgenmesiyle oluşmuştur.

Türk sinemasında tarihi filmler dönemi mi başlayacak artık?

Yapılabilirlik görüldüğünde ve bunun da seyirci ile kuvvetli ilişki kurduğu anlaşıldığında başka yapımcılar da tarihi anlatan filmler çekmeye başlayacak. Bu Türk sinemasında tarih filmleri anlamında dönüş noktası olacaktır.

Bundan sonrası için tarih filmi projeniz var mı?

Fetih’in ardından Kanuni Sultan Süleyman, Hürrem Sultan’ı ardından da Yavuz Sultan Selim’i anlatacağız ve dinlenmeye çekileceğiz. Bizden sonra çekilecek tarihi filmleri seyredeceğiz. Ele alınan tarihi karakterlerdeki inandırıcılığa bakacağız.

Tarihin önemli isimlerini sinemaya aktarmak peşinden eleştirileri de getirecek… Hazır mısınız buna?

Aslında çok da kolay değil. Ancak buna cesaret etmeyince de iyi işler çıkmıyor. Ben 1.5 yıl önce bu filmi yapmaya karar verdiğimde konu hakkında çok fazla kitap okudum. Ve ben Türkiye koşullarına göre hukuk fakültesi mezunu, iki dil bilen, sanatla uğraşan biriyim fakat şunu fark ettim ki aslında ne kadar az şey biliyormuşum. Bir çağ açıp bir çağ kapatan bir olayı yapan bizleriz yani ecdadımız. Bu filmin yapılmasındaki zaruret bu şekilde de ortaya çıkıyor. Herkes tarih kitabı okumuyor ama film izliyor. Bu filmle bir sürecin kendi bildiklerinden ne kadar farklı olduğunu, kendilerine öğretilenden ne kadar değişik ve derin olduğunu anlamış olacaklar. Türk insanın kendi tarihi ile buluşmasını son derece hızlandıran bir etkisi olacak.

 

FATİH İLE KONSTANTİN BİR ARAYA GELECEK

Filmde Fatih Sultan Mehmet’in özel hayatından da kesitler olacak mı?

Fatih Sultan Mehmet dünyanın en güçlü şahsiyetlerinden biridir. Beni de işin bu kısmı ilgilendiriyor. Fatih’in divanı olduğunu, şiir yazdığını, hangi bitkinin kokusunu sevdiğini biliyoruz bunları elbet filmde kullanacağız. Ama filmde olmayan şeyleri de göreceğiz. Çünkü dramatik anlatım sizi bazı şeyleri anlatmaya zorunlu kılar. Çünkü biz bir sinema filmi çekiyoruz. Kronolojik ve durumsal hiçbir hata yapmadan bir drama neyi gerektiriyorsa bu çerçevede anlatacağız. Ne olmayan bir şahsiyet ekleyeceğiz ne de tarihsel bir olayı çarpıtacağız.

Dramatik anlatım neleri zorunlu kılıyor filmde?

Mesela Fatih ile Konstantin hiç karşı karşıya gelmemiştir, hep birbirlerine elçi göndermişlerdir. Ama sinemada izleyici iki komutan karşı karşıya gelsinler ve kim kime ne diyecekse desin diye düşünecekleri için filmde karşı karşıya gelecekler.

Yine de sık sık hassasiyetleriniz üzerinde duruyorsunuz?

Fatih Sultan Mehmet sadece bir çağ kapatıp bir çağ açan bir sultan değil bizler için. Aynı zamanda onun çok uhrevi ve derin başka bir kimliği var. Hz. Muhammed Efendimiz’in Hadis-i Şerifi’ni gerçekleştiren kumandan. Onun için çok başka bir hassasiyetle algılanan birisi. Ona gösterilen bu iltifat başka hiçbir sultana gösterilmiyor.

Fetih 1453′ün tarihçi danışmanları kimler?

İşinde uzman tarihçi danışmanlarla hareket ediyoruz. Osmanlı Tarihi Danışmanı Prof. Dr Feridun Emecen, Osmanlı Sanat Tarihi Danışmanı Prof. Dr. Hülya Tezcan, Bizans Tarihi Danışmanı Doç. Dr. Gülgün Köroğlu, Bizans ve Osmanlı Genel Durumu Danışmanı Selçuk Seçkin, Bizans Sanatı Danışmanı Öğretim Gör. Hayri Fehmi Yılmaz, Bizans Mimarisi Uzmanı Massimo Farinelli ile çalışıyoruz.

Fetih filmi olunca akıllara ilk Cuma namazının Ayasofya’da kılınması geliyor. Bu sahne filmde olacak mı?

Ayasofya sahnesi olmayacak filmde. 29 Mayıs sabahı okunan ezan olacak. O namazdan sonra müthiş bir top atışı eşliğinde bütün ordu surlara saldırıyor.

Fatih Sultan Mehmet’i ziyaret ettiniz mi?

Evet gittim türbesine. Otağını nerelere kurmuş araştırdım. Surların etrafı defalarca dolaştım.

 

HİÇBİR MAGAZİN FİGÜRÜ OLMAYACAK

Bu filmde en çok merak edilenlerden biri de Fatih Sultan Mehmet’i kim canlandıracak?

Fetih ve Fatih Sultan Mehmet konsepti yeryüzünde olabilecek en güçlü imaja sahiptir. Dolayısıyla Fatih’i canlandıracak oyuncunun farklı dizilerde, filmlerde rol almış bir oyuncu olmamasına karar verdik. Hiçbir magazin figürünü işin içinde barındırmıyoruz. Filmde çokça tanınan kimse olmayacak. Fatih Sultan Mehmet’i canlandıracak kişi belirlendi. Ama ismini açıklamayacağım.

Filmin fragmanları sunulmaya başladığında saklanan Fatih Sultan Mehmed’i canlandıran oyuncuyu görebilecek miyiz?

Tam karar vermedim ama sanırım ilk kez filmde tanışılacak

Çekim mekanları olarak nereler seçildi?

İstanbul ve Antalya’da çekimler yapılacak.

Kültür Bakanlığı desteği alacak mısınız?

Bakanlıkla herhangi bir ilişki kurmadık. Ben zaten yaptığım filmlerle bakanlığa en çok kaynak aktaran insanlardan biriyim. İnsanlara devletin fonlarından para aktarılmasını son derece gereksiz, anlamsız olarak değerlendiriyorum. Bizden yapılan kesintilerin çok daha az olması gerektiğini ve bütün o paranın ilk filmini çekecek olan yönetmenlere tahsil edilmesini ya da Nuri Bilge Ceylan gibi Cannes’da ya da Berlin’de ya da Oscar’da ödül almış yönetmenlere kaynak olarak verilmesi gerektiğini düşünüyorum.

 

Bu yıl 70 film çekilecek olması felaket

 

Bu sene çok sayıda film vizyona girecek. Ne diyorsunuz buna?

Önüne gelen 200-300 milyar para alıp borçlanarak film yapıyor. Bu sene 70 tane film yapılıyor. Abdurrahman Çelik bunu gururla söylüyor. 70 tane film yapılıyor olması felakettir. İyi bir şey değildir.

Neden?

Herkes film işinde büyük paralar var sanıyor. Bu 70 tane filmde seyirci ile ilişki kurabilme potansiyeline sahip 10 film çıkacaktır. Kalanların hepsi çöp olacak.

Çekilen filmlerin sayısının artmasının iyileşmeye dair önemli bir adım değil midir?

Çekilen film sayısının artmasının hiçbir anlamı yoktur. Son derece sakıncalı görüyorum bu durumu. Bazı filmler vasıtasıyla Türk sineması seyirci ile olağanüstü bir buluşma yaşıyor. Misal geçen sene 50 tane film çıkmış ama bunun dört beş tanesi seyirci ile buluşmuş. Bir dönem Türk filmine gitmek çok da övünülen bir şey değildi böyle giderse bu süreç yeniden tersine dönecek. Türk filmi yeniden bezdirici, tahammül edilmez, izlenmez bir algı oluşturacak insanların kafasında.

3G AŞIKLARI AYIRDI?

Posted by: nursensenturk on: 1 Ağustos, 2009

 

afis

3G çılgınlığının dorukta olduğu günleri yaşarken televizyondaki 3g reklamları izleyicileri isyan ettirecek kadar arttı. 3G öncesi başlayan ve detaylı anlatımlar, farklı şarkılar eşliğinde hayatımıza girmesini arzuladıkları 3g için büyük çaba sarf eden reklamcılar en etkileyici ve akılda kalıcı olmak için yarışıyor. “Maç çoktan başladı ama ben tezgahtayım” 3g denince aklıma gelen ilk şey oldu ne yazık ki! 

 

Sadece tezgahı boş bırakmamak adına 3g’ye geçmeliyim diyen kaç kişi çıkar bilmiyorum ama itici de olsa o kadar çok yayınlandı ki bu reklam aklımıza kazındı…

 

Aklın yanında kalbimizi de derinden etkileyen durumlarla karşılaştırdı bizi 3G. Tam uzaklar yakın olacak artık ses değil gözler konuşacak derken aşıkların ayrıldığını gördük. Issız Adam’ın Alper’i ile Ada’sı ayrı düştü

. 3G ile birbirleri ile daha fazla görüşme imkanına sahip olacakken aşıklar Ada (Melis Birkan) Avea ile yurtdışına Alper (Cemal Hünal) ise Turkcell ile İstanbul’da bir vapurda… Geçtiğimiz yıl beyaz perdeye damga vuran film kahramanları artık ardıardına yayınlanan  iki reklamdan da anlaşılacağı üzere ayrı dünyaların insanları… Üstelik Aslı’nın ona hayran olan bir Aveasız Emre’si varken Alper’in maillerine bakacak bir bilgisayarı bile yok…  3G’nin sevenleri kavuşturması umuduyla…

Saba Tümer güle güle CNNTÜRK’e gitti…

Posted by: nursensenturk on: 21 Temmuz, 2009

HaberTürk’teki programı ile yükselen bir başarı yakalayan Saba Tümer, çok memnun olduğunu sürekli tekrarladığı kanalı (eski kanalı) HaberTürk’ten ayrıldığını açıkladı. Renkli sohbetlerin olduğu program HaberTürk’te bir marka haline gelmişti. Saba Tümer’in sunumu, rahatlığı programı izlenir kılsa da televizyon tarihimiz programı ve kişiyi alıştığı  kanaldan başka yerde kabul etmeyen yapımlar var…

Saba Tümer’in CNNTÜRK tercihinin doğru olup olmadığı yeni yayın dönemi gösterecek…Ancak tüm bu hızlı gelişmeler arasında Tümer’i daha önce çalıştığı kurum HaberTürk kendisiyle geçerli sözleşmesi bulunduğu halde, sözleşmeye aykırı olarak Star TV’de program yapan Saba Tümer hakkında ve programın yapımcısı Artı Yapım ile Star TV’nin yayıncısı Işıl Televizyonculuk yöneticileri aleyhine Türk Ticaret Kanunu’nun haksız rekabet hükümlerini ihlal ve Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen güveni kötüye kullanma suçlarından dolayı cezalandırılmaları istemiyle Cumhuriyet Başsavcılığı’na müracaat etti. Kahkahalar eşliğinde keyifle süren programını yaz tatili arasında başka kanala taşıyan Tümer bakalım yeni kanalına  izleyicilerini de götürebilecek mi  ?

Saba Tümer’e iyi şanslar….

Fatih Aksoy: Türkiye’de genç yetenek yok

Posted by: nursensenturk on: 20 Temmuz, 2009

aksoyLaf Lafı Açıyor ile başladığı televizyonculuk serüvenini farklı formatlarla sürdüren ve yayınlanan her projesiyle gündeme oturan Med Yapım Genel Müdür Fatih Aksoy ile televizyon dünyasının “eğlence” olduğu sonucuna varan ve Türk projelerinin dünya markası olma yolunda ilerlediğinin müjdesini veren bir söyleşi yaptık. Yeni yayın dönemindeki hazırlıkları hakkında bilgiler veren Aksoy iddialı yapımlarla geldiğini söylüyor. Bekleyip, göreceğiz! 
Med Yapım bünyesinde televizyonlara program yapma fikri nasıl çıktı ortaya?

Ben işletme okudum. Ama sinema ve televizyon hep benim ilgi alanımdaydı. O sıralarda da talk showlar çok kötüydü. İlk Laf Lafı Açıyor’u çekmeye başladık. Başlayınca geniş stüdyoları, orkestrayı kullanmayı öğrendim. Bu programlar o zaman büyük fark yarattı ondan sonra ardı ardına çeşitli talk showlar çekmeye başladı. Mesela starlara talk show yapma dönemini ben başlattım. Bunlar eksiklikti. Ben olmasam bu eksiklik tamamlanmayacak diye bir sersemce bir duygu içinde değilim ama büyük katkım olmuştur bu işlere.

Projeleriniz yayına girdikten sonra benzerleri hatta bazen aynıları yayınlanmaya başladı. Televizyonlarda tıpkı günlük hayattaki gibi modalar var. Bizim yaptığımız iş bir sanat olmadığı için ben bunların benzerlerinin yapılmasını eleştirmiyorum çünkü bütün dünyada bu böyledir. Ben Türkiye’de sitcomları ilk uyarlayan kişiyim. İlk uyarlanan Dadı ve arkasından Tatlı Hayat’tır. İkisi de oldukça fazla ilgi görmüştü. Kim 500 Milyar İster’den sonra pek çok bilgi yarışması, Pop Star’dan sonra pek çok şarkılı yarışma yapıldı.

Bu yarışmalar jüri üyeleri sayesinde gündemde kaldı ve taklit edildi sanki.

Türk milleti Popstar’dan itibaren jürili programlarla tanıştı. Benim iyi jüriler oluşturduğum düşünüldü. Çünkü ben görüşü olan, görüşünü söyleyebilen insanları seçmeye çalıştım. Benim yaptığım iş budur. Dolayısıyla bu insanlar kendi görüşlerini bildirdiler. İlk Popstar’da ücret bile vermedik kimseye. Biz o insanlara böyle bir imkân verdik onlarda çıktılar konuştular.

Televizyonda kimi zaman daha önce yayınlanmış projeler yeniden hayat bulmaya çalışıyor ve sonuç hüsran oluyor bunun nedeni ne?

Tekrar çekilecek olan projeler için yeterince zaman geçmesi gerekir. Bir kuşak geçecek, sonraki kuşak gelecek ki çekilebilsin. Mesela on sene sonra.

Peki, bir masa etrafında devam eden sohbet programları nasıl gidiyor? Bu format seyirciyi bıktırdı mı?

Buna en iyi örnek Haydi Gel Bizimle Ol programıydı. Bence orada çok fazla gidecek deniz kalmadı. İlgi çekecek erkekler de bitince program da miadını doldurdu. NTV’de yayınlanan o programın bir özel kanalda yayınlandığında çok reyting alacağını düşünmüyorum.

Televizyon insanı bir anda star yapabilir mi?

İlla da televizyon star yaratacak diye de bir şart yoktur aslında. Ne yazık ki şimdi durum böyle oldu. Normalde sinemanın da, tiyatronun da, edebiyatın da, müziğin de kendi starları olması lazım. Türkiye’de televizyon dışında var olan tek star Cem Yılmaz’dır. Başka star yok.

Dinlerin yarışacağı program farklı tepkiler alıyor. Siz ne diyorsunuz bu işe?

Ben bunun iyi bir fikir olduğunu düşünmüyorum. Çünkü televizyon insanlara eğlenceli vakit geçirten bir şeydir. Bu vakit geçiren ve eğlendiren şey dinle çok örtüşmez. Çünkü insanlar din meselesini ciddiye alırlar. Bu sebeple de televizyonda on kişiyi hangi dini seçecek diye yarıştırıyor olmak yakışık alacak bir durum değil.

Birkaç projeniz yayınlanmadan yasaklandı.

Benim iki programın engellendi. Biri “O şimdi Hanımefendi” idi. Ben erkeklerin bir süre bir kadınmış gibi yaşamasının eğlenceli olacağını düşündüm ancak RTÜK’ün her iki başkanı da engellediler. Bir de Güzel ve Dahi de engellendi.

Türk yapımları özelikle son günlerde Arap dünyasında yakından takip ediliyor sizin projelerinizden yurtdışına gidenler var mı?

Türk dizilerinin oralarda takip ediliyor olmasını gerçekten çok önemsiyorum. Nasıl Amerika için sinemayı korumak bir devlet politikasıysa Türkiye’nin de ihtiyaç olduğunda bu meselede nasıl bir tavır takınacağını bilmesinde yarar var. Bizim yaptığımız dizilerden Sahra, Aşk Oyunu’nu sattık. Yaptığımız sit-comlar Arap dünyasında pazarlamaya başlandı. Yakında Gülben Ergen’de oraların starı haline dönüşebilir.

 

Fetih sürüyor Karaoğlan yolda

 

Yeni yayın dönemine hangi programlar ile hazırlanıyorsunuz?

Mehmet Ali Erbil ile yeni bir yarışma programı yapacağız Star’da Beyazıt Öztürk ile de haftada 3 gün yayınlanacak bir yarışma hazırlıyoruz. Öte yandan Yavuz Bingöl ve Tardu Flordun ile iki sit-com yapacağız, Behzat Uygur ile de bir program yapılacak.

Yeni sezonda neler yapacağınızı öğrendik peki sizce geçen yılın en iyi programı hangisiydi?

Yemekteyiz geçen yılın en ilginç programlarından biriydi. Dizilerden de Aşk-ı Memnu’nun iyi olduğunu düşünüyorum. Tabi daha geleneksel yapımlar da var. Yaprak Dökümü, Kurtlar Vadisi gibi yapımlar kendi müşterilerini korudu.

Kardeşinizin İstanbul’un fethini anlatan bir sinema filmi projesi var. Bu çalışma hangi aşamada siz bu çalışmayı destekleyecek misiniz?

İstanbul’un fethinin anlatılacağı film projesi kardeşim Faruk Aksoy’a ait. Fatih Sultan Mehmet’i canlandıracak ve filmde rol alacak oyuncu arama çalışmaları devam ediyor. Türkiye’de gerçek anlamda bugünkü teknoloji ile çekilen tarihi film yok. Bu sene çekimlerini tamamlayacak sanırım.

Sizin böyle bir sinema filmi hazırlığınız var mı?

Biz Med Yapım olarak Karaoğlan’ı çekmeye hazırlanıyoruz. Önümüzdeki yıllar tarihi filmler alanında bir hareketlilik olacak. Geç bile kaldık. Çünkü biz iki bin yıllık tarihi olan topraklarda yaşıyoruz.

 YENİ ŞAFAK GAZETESİ/CUMARTESİ EKİ/11.07.09

 

Nil Karaibrahimgil Neşet Ertaş’ı tanımak zorunda mı?

Posted by: nursensenturk on: 10 Haziran, 2009

nill Bu hafta en çok konuşulan konulardan biri Nil Karaibrahimgil’in katıldığı bir radyo programında Neşet Ertaş ile ilgili sorulan bir soru üzerine ‘tanımıyorum’ deyişiydi.

Gazetelerde, internet haber sitelerinde yazıldı, yorumlandı, tartışıldı… Akıllara hemen bi soru takılıyor. Peki Nil Karaibrahimgil Neşet Ertaş’ı tanımak zorunda mı? diye.. Cevap ise benim için çok net! Evet!

Türkiye hududları arasında müzik yolculuğu yapan bir şarkıcı olduğu için tanımalı, Neşet Ertaş bir usta olduğu için tanımalı, özellikle üniversite şenliklerinde düzenlediği konserlerde ağzının içine baka baka şarkılarını söyleyen binlerce genç olduğu için tanımalı, ekranlarda, dergilerde (söylediği söz radyoda geçmiş olsa bile) radyolarda sürekli göründüğü için tanımalı, ‘çoookum işteeee çookkk’ diyerek bebelerin bile izlediği ekranlarda görüldüğü akıllara kazındığı için tanımalı….

EVVELİM SEN OLDUN AHİRİM SENSİN…

Neşet Ertaş 40 yılı aşkın süredir sazıyla ve türküleri ile asla çizgisinden taviz vermeden kültürümüzün gönüllü sözcüsü gibidir… Ölürüm sevdiğim zehirim sensin, Evvelim sen oldun ahirim sensin… diyen ustayı ‘tanımayan’ bir şarkıcının yeni nesillere ‘bakın ben tanımıyorum’ demek ki ‘tanınacak biri değil’ hissi vermesine nasıl bir izah bulmalı… Nil Karaibrahimgil, Neşet Ertaş’ı sevmek zorunda değil, dinlemek zorunda da değil, konserine gitmek, arşivine almak zorunda da değil ama tanımak zorunda!!